Sabastian Sawe, Londra Maratonu’nu 1 saat 59 dakika 30 saniyede bitirdiğinde yaptığı ilk şey ayakkabısını havaya kaldırmak oldu. Üzerinde iki harf vardı: WR. Dünya Rekoru.
O an yalnızca bir sporcunun zaferi değildi. Sawe’nin eli havadayken, Nike’ın son on yılda yazdığı senaryo da tersine döndü. Yıllardır koşan ve bisiklet süren biri olarak bu haberi farklı yorumladım: 97 gramlık bir ayakkabı, iş dünyasına inovasyon stratejisi üzerine çok şey söylüyordu.
İki Saatin Altı: Bir Sporcunun Hedefi, Bir Markanın Hikayesi
Atletizmde iki saatin altında maraton koşmak, yalnızca sporcuların değil spor ayakkabısı üreticilerinin de inovasyon yarışına ilham kaynağı olmuştur. Nike bu yaklaşımı ilk sahiplenen marka oldu. 2017’de Monza’da düzenlenen Breaking2 denemesiyle sınırı zorladı; hedefin altında kaldı ama konuşulmaya devam etti. İki yıl sonra Eliud Kipchoge özel bir organizasyonda iki saatin altına indi, ancak bu derece resmi kayıtlara girmedi. Nike yine sahnedeydi, yine hikâyenin merkezindeydi.
Adidas, Puma markalarının ardından Asics ve Hoka’nın da Nike’ın önderliğindeki süper ayakkabı teknolojisinde ön plana çıkma çabalarını son yıllarda görüyorduk. Bu markalardan Adidas 2023 yılında Adizero Adios Pro Evo serisini piyasaya sürdüğünde hedef netti: 100 gramın altında, yarış kurallarına uygun, maraton mesafesinde performansı kanıtlanmış bir ayakkabı üretmek. Bu hedef, spor ayakkabısı tarihinde kimsenin başaramadığı bir şeydi.
Almanya’daki laboratuvarlardan Kenya ve Etiyopya’daki yüksek irtifa antrenman kamplarına uzanan üç yıllık zorlu süreç nihayet sonuçlandı. Bu çabaların sonucunda Adidas, Adizero Adios Pro Evo 3 modelini üretti. Yeni ayakkabı, 97 gram ağırlığıyla en yakın modele göre yüzde 30 daha hafifti ve yüzde 1,6 daha verimli bir koşu imkânı sunuyordu.
Adidas Koşu Birimi Genel Müdürü Patrick Nava bu sonucu şöyle özetledi: “Bu başarı, inovasyon ekibiyle birlikte yıllarca sürdürülen çalışma ve adanmışlığın bir kanıtıdır.”
Adidas 20 yıllık efsane sloganı “Impossible is Nothing”i geride bırakıp benimsediği “You Got This” (Sen Yaparsın) söylemine sadık kalmanın ödülünü aldı. Öyle ki Nike, rekabet tarihlerinde ender görülen bir jestle Sawe’yi tebrik ederek bu zaferi anlamlandırdı.
Adidas’ın agresif inovasyon stratejisine karşı Nike’ta çalkantılı bir dönem yaşanıyordu. CEO John Donahoe’nun “yeterince yenilikçi olmama” eleştirisiyle görevden ayrılması, yerini şirkette 32 yıl geçirmiş Elliott Hill’in almasının tesadüf olmadığını söylemek mümkün. Adidas ve Nike’ın hisselerini portföyünde bulunduran Flossbach von Storch’un portföy yöneticisi Simon Jaeger durumu şu sözlerle tanımladı: “Nike, yeterince yenilikçi olmamaktan dolayı sıkıntıya girdi.”
Ancak son on yılı domine eden Nike’ın cevabı gecikmedi. Alphafly 4’ün prototipi sahaya çıkmaya başladı bile. Nisan ayındaki Boston Maratonu’nda İngiliz atlet Charles Hicks bu prototiple İngiliz doğumlular rekorunu kırdı. Bu gelişme, Nike’ın sahnedeki yerini kaybetmediğini, sadece sırasını beklediğini göstermesi açısından önemliydi.
Kazanan Teknoloji mi, Strateji mi?
Adidas’ın bu zaferini yalnızca teknolojik bir sıçrama olarak değerlendirmek yanıltıcı olur. Bu başarının arkasında önemli stratejik hamleler var. Önce ulaşılması güç ama somut bir hedef koymak, sonra o hedefe uzun soluklu ve tutarlı biçimde bağlı kalmak, son olarak da strateji ile uygulama arasındaki bağlantıyı aktif tutmak.
Adidas, 100 gramın altında bir maraton ayakkabısı üretmenin aşılmaz bir duvar olduğu algısını kırarak “bu mümkün mü?” yerine “bu nasıl mümkün olur” sorusuyla imkânsız bir hedef tanımladı. Bağlılığı korumak adına inovasyon projelerindeki en büyük engeli yani ilk denemelerde sonuçsuz kalındığında bütçe düşürülmedi, ekip dağılmadı ve her şeyden önce öncelik değişmedi. Yüzlerce prototip bir öncekinin üzerine hazırlandı. Bu süreçte farklı sporcularla yapılan antrenmanlar ve her denemeden elde edilen veriler titizlikle incelendi. Çünkü günümüzde inovasyon artık, tek bir parlak fikrin ürünü değil, çokça deneme, yanılma ve sistematik bir yaklaşımın çıktısı olarak tanımlanıyor.
Üçüncü olarak, Peloton Liderliği kitabımda da belirttiğim gibi kurgulayan ekip ile uygulayanlar arasında kopukluğa izin verilmedi. Herkes sahanın gücüne inandı.
Fotoğraftaki 97 gramlık ayakkabı bunu bir kez daha kanıtladı. Sporda da iş dünyasında da teknolojiyi besleyen, yönlendiren ve büyüten stratejidir, stratejiyi sürdüren ise adanmışlıktır.
Bir ayakkabı hikayesinden inovasyon stratejisi
- Post author:Kenan CAVNAR
- Post published:12 Haziran, 2026
- Post category:Makaleler
- Post comments:0 Yorum