Bu yazıyı okurken iki fotoğrafa bakmanızı rica edeceğim.

İlk fotoğraf, bir futbol stadyumunu (Real Madrid- Santiago Bernabeu Stadı) dışarıdan gösteriyor.
İkinci fotoğraf ise aynı stadyumun içinden, maçın oynandığı sahayı…

Hangisi ilk bakışta dikkatinizi çekti. Yeşil sahalı fotonun bir adım önde olduğunu söylemek mümkün. Çünkü futbol dediğimiz oyun tam da orada oynanıyor. Top orada dolaşıyor, goller orada atılıyor, skor tabelası orada değişiyor.
Ancak ilk fotoğrafa yukarıdan baktığımızda bambaşka bir gerçek ortaya çıkıyor.
Binlerce seyircinin heyecanla beklediği maçın oynanabilmesi için tribünlerden güvenliğe, ışıklandırmadan havalandırmaya, yayın sistemlerinden sahanın altyapısına kadar onlarca farklı sistemin kusursuz şekilde çalışması gerekiyor. Üstelik bunların büyük bölümü maç boyunca hiç fark edilmiyor.
Kimse maç sonunda “Bugün ışıklandırma mükemmeldi.” diye konuşmuyor.
Ya da “Güvenlik sistemi harika çalıştı.” diye alkışlamıyor.
Ama bu sistemlerden biri aksadığında maçın kendisi de etkileniyor. Işıklandırmada problem yaşandığında maç durabiliyor ve bu durum maçın sonucunu olumlu ya da olumsuz etkiliyor.
Benzer bir durum organizasyonlar için de geçerli.
Satış fonksiyonunun yaptığı ticari anlaşmalar, üretimin yetiştirdiği siparişler, operasyonun tamamladığı süreçlerin hepsini sahadaki oyun olarak değerlendirebiliriz. Sonuçların görünür olduğu yer tam da bu fonksiyonlara ait çıktılardır.
Aslında bunda yanlış olan hiçbir şey yoktur.
Kurumlar satış yaparak, üreterek, müşterilerine değer yaratarak ve elbette kar ederek varlıklarını sürdürürler.
Bununla birlikte yıllar içinde kurumsal yapılarda görev alırken fark ettiğim önemli bir gerçek var ve bu gerçek doğru yönetilmediğinde, kültür olgunlaşmadığında organizasyonlarda gizli bir çatışma ortamına veya güven kaybına neden olabiliyor. Bu durum da ortak hedeflere ulaşmayı ve organizasyonun aynı amaç etrafında bütünleşmesini zorlaştırıyor.
Kurumlar sonuçlarını sahada üretirler ama o sonuçların sürdürülebilir olup olmayacağını çoğu zaman sahayı çevreleyen sistem ve yaklaşımlar belirler.
Kurumlarda destek veya kurumsal fonksiyon olarak adlandırılan birimler çoğu zaman doğrudan skor üretmezler. Ancak skorun üretildiği ortamın sağlıklı, güvenli ve sürdürülebilir olmasına ciddi katkı sağlarlar.
Belki de bu nedenle bu fonksiyonların yarattığı değer bazen gözden kaçabilir.
Çünkü insanlar gerçekleşen olayları görürler.
Gerçekleşmeyen riskleri görmek ise daha zordur.
Doğru işe alım yapıldığında bunun etkisi hemen fark edilmeyebilir. Ancak yanlış işe alım yapıldığında sonuçları kısa sürede ortaya çıkar.
İş güvenliği sistemi iyi çalıştığında kimse gün sonunda “Bugün kaza olmadı.” diye kutlama yapmaz. Fakat tek bir olumsuz olay tüm dikkatleri o alana çevirir.
Yönetim sistemleri kusursuz işlediğinde müşteri kaybı yaşanmaz. Ancak küçük bir zafiyet yılların emeğini riske atabilir.
Bu nedenle kurumsal fonksiyonların yarattığı değerin önemli bir bölümü görünmeyen tarafta oluşur.
Oysa mesele hiçbir zaman hangi fonksiyonun daha önemli olduğu değildir.
Asıl mesele, organizasyonun tüm parçalarının aynı amaca ne ölçüde hizmet edebildiğidir.
Kurumsal olgunluk ve kültürün gelişimi tam burada başlar.
Başarılı kurumlar bu fonksiyonları birbirlerini tamamlayan sistemler olarak görürler.
Kurum stratejisi ve sahadaki oyuncular ne kadar güçlü ve yetenekli olursa olsun, onları destekleyen sistemler güçlü değilse başarı sürdürülebilir olmayabilir.
Özellikle rekabetin yoğun olduğu günümüzde kurumsal yönetim anlayışını saha kenarından değil, tribünden de değil, stadyumun tamamını görebileceğimiz bir noktaya dönüştürmek gerekiyor.
Çünkü bazen oyunun kaderini belirleyen şey, yalnızca sahada gördüklerimiz değil; sahanın görünmeyen tarafında kusursuz çalışan sistemler olabilir.
Sahadaki Oyun ve Oyunu Geliştiren Sistemler
- Post author:Kenan CAVNAR
- Post published:9 Temmuz, 2026
- Post category:Makaleler
- Post comments:0 Yorum